Son Dakika Haberleri

YALAKALIK GÜNÜMÜZÜN SİNSİ HASTALIĞI

Onlar her yerdeler… İdarede, bürokraside, belediyelerde, kurumlarda, dairede, üniversitelerde, şirkette, sokakta, kafede… Sayıları da gün gittikçe artıyor…

Yalakalık bir ruh hali ve karakterdir. Satıcısı ruhunu satar, alıcısı ise çevresindeki yalakalar üzerinden itibarının yükseldiğini zanneder.

Yalaka, üstlerine karşı alabildiğine sevecen, diğerlerine karşı o derece uzak ve soğuktur. Fırsat eline geçtiğinde altındakilerin ne ürettiğine bakmaksızın acımasızca ezer…

Yalaka, üstlerinin ahlaka, hukuka, insanlığa ve her türlü ilke ve duruşa ters taleplerine asla “hayır” demez. Sürekli tabasbus eder, el ovuşturur, gerdan kırar… Çok kıvraktır…

O, insanlık bilmez, iyiliği, hayrı anlamaz; onun vefası, duruşu, karakteri yoktur. Hayatında menfaati karşılığı olmayan hiçbir işi ve hesabı yoktur. İnsan suretinin altında, çıkarlarına ulaşacak basamakları olan sahte bir gülüşle kaplı suratı ve şeytanca yönettiği ilişkiler yumağı vardır.

İçi boş teneke gibi olan yalaka için şekiller, biçimler, suretler çok önemlidir. Yalaka, genellikle sıkı bir narsistir. O, kendi bedenine, menfaatlerine ve şeytani aklına taparcasına âşıktır…

Bir fikri olmadığı için sözlerinin gerçek bir değeri olmadığı gibi aklının, hayatının ve ruhunun köşeleri, sınırları yoktur; o yusyuvarlak bir toptur. Yuvarlanamayacağı mecra, giremeyeceği delik, şeklini almayacağı kap yoktur… Yalaka için yegâne kıble, çıkarları, hevâ ve hevesidir.

Gerçek bir insanın en önemli organları olan kalp ve beynin yerini yalakada “dil” alır. Onunla üstlerinin duymak istediklerini anlatır; yalan söyler; çarpıtmalar yapar, gevezelik eder. O, cerbeze sanatının ustasıdır. Aynı dille yağ çeker, şirinlikler yapar… Aynı dille, el, ayak, hangi organ önüne çıkarsa yalar. Onun için bu dilin önemi, ona çıkarlarını, konumunu, makamını koruyacak; onu daha yukarı taşıyacak bir koruma sağlamasıdır.

Ruhunun, kalbinin, aklının boşluğunu markalarla, lüks araçlarla, afili araç-gereçlerle kapattığını düşünür. Onun dünyasında ilke, kural, erdem ve gerçek yoktur. İlkesizlik hayatının kuralıdır… Küçük menfaatleri için bütün dünyayı ateşe verebilir.

Yalaka için vatan yoktur, yurt yoktur, kurum menfaati ve dostlarının değeri yoktur. Her biri geçici birer binek ve araçtır. O, liyakatle tırnaklarıyla dişleriyle hak ederek yükselenler gibi değil, yalaya yalaya yükselmeye çalışır.

Yalaka, tutarsız, kimliksiz ve kişiliksizdir. Sabun gibi elden kayıp gider. Rüzgâr gülü gibi hızla yön değiştirir. Dışarıya aksini göstermeye çalışsa da yalakanın fikirleri, ilkeleri ve inançları yoktur. Zeytinyağı gibi suyun her zaman üstündedir… O hiçbir sonuç ve başarısızlıktan sorumlu değildir…

Yalakanın işi menfaatidir. Araçları ve basamakları ise çevresinde onun menfaatlerine hizmet edecek ve kendilerine dost gibi davrandığı, ama gerçekte köle gibi gördüğü, kullanabileceği insanlardır. Hedefi ve sloganı, daha yukarısı, hep daha yukarısıdır... O baştan ayağa bir ihtiras küpüdür.

Yalaka, kaostan beslenir; kargaşa onun beslendiği azığıdır, gıdasıdır. Çünkü, kaos ve kargaşada mesleki yetersizlikler görülmez; uzmanlıklara bakılmaz; sadece peçete gibi kullanılır ve zamanı gelince de atılır…

Yalaka için devletin, idarenin, bürokrasinin, üniversitenin, çalıştığı kurumun, dairenin, derneğin, vakfın ve insana hizmet edebilecek hiçbir organizasyonun değeri yoktur. Onun için bütün bu varlıklar, sözde/söylemde kullanabileceği ve kendisine hizmet ettiği kadar mana taşıyan kalıplardır.

Yalakaların sardığı kurumlar gelişemezler… O kurumlarda şeklen, sureten işler çok güzel yürür. Gerçekte ise yalakaların sardığı kurumların içi boştur, anlamsız, plansız ve hedefsiztir.

Yalaka, gevezelik, cerbeze, el çabukluğu ve göz boyama ile kendi yetersizliğini ve beceriksizliğini kamufle etmekte oldukça mahirdir. Başarısızlıklarının her zaman yüzlerce bahanesi vardır. Laf kalabalıkları arasında gerçeği örtmeyi başarmakta oldukça başarılıdır.

Yalakalar, kurum, toplum, millet vs. için asla risk almazlar; inisiyatif kullanmazlar… Sorumluluklar ortaya çıktığında sıvışıp meydandan yok oluverirler… Başkalarının başarılarının üstüne atlayıp yağmalamayı da çok iyi bilirler ve fark edilmediklerini zannederler… Ama girdikleri çadırlarda kuyrukları hep dışarıda kalır...

Onlar, hayırda, iyilikte, insanlıkta öncülük yapmazlar. Yeteneklerini sadece kendi basit çıkarları için kullanırlar… Diğerlerinin işlerini zorlaştırır, ön açmaz, yol ve çığır açamazlar, açık yolları da kapatırlar… Sürekli bir tıkaç görevi görürler.

Yalaka, ayrık otu gibi ayırır ve sarmaşık gibi sarar… O, sırnaşıktır, utanmazdır, yüzü kalındır… Bulunduğu yerde diğer yalakaları bir mıknatıs gibi kendisine çeker. Birbirleriyle menfaatleri çatışmadığı sürece aralarına kemik atılmamış köpekler gibi kardeşçe ve sürü halinde yaşayabilirler. Ama ahenklerini bozmaya tek bir kemik parçası bile yeter...

Yalakanın ırkı, cinsiyeti, dini, mezhebi, ideolojisi fark etmez; yalaka yalakadır...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nur Kılıç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çapa Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çapa Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

(a.hktnkçmz) - Önemli bir tesbit, dikkatli bir inceleme ve etraflı bir izah, zihninize, elinize saglık...

Yanıtla . 0Beğen 02 Mart 10:40

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 530 03 11
Reklam bilgi